Ahit Sandığı, M.Ö. 587 yılından bu yana bulunamamıştır. Bununla beraber, Yahudiler sandığın ancak Mesih’in gelişinden sonra ortaya çıkacağına inandıklarından sandığı yüzyıllardır aramaktadırlar. Hıristiyanlar da sandığı Hz. İsa’nın yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden olarak gördükleri için aramaktadırlar. Mabed Tepesi'nde yapılan ve kaydedilmiş ilk "sanduka kazıları"nı 19. yüzyılda Haçlılar döneminde Mabed Şövalyeleri yapmıştır. O tarihte ve yakın tarihte yapılan araştırmalarda sandığın izine rastlanmamış ancak bu konu son dönemlerde tüm araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir.
Tapınak Şövalyeleri
1.Haçlı seferine katılan Hıristiyanlar büyük bir katliam gerçekleştirerek Kudüs'ü ele geçirmişlerdi.
Savaşa katılan askerlerin çoğunluğu geri döndü. Ancak başta Fransa'dan gelen askerler olmak üzere, bir grup Haçlı askeri bölgede kaldı. Kendilerine “Tapınak Şövalyeleri” denen bu grup için Kudüs'ün büyük önemi vardı. Tapınakçılar tarikatını kuran Dokuz şövalyenin gerçek amacı diğer askerlerden çok farklıydı. Onlar Yahudiliğin ve Eski Mısır'ın gizli geleneklerinin özünü içeren kalıntılar ve yazıları bulmak istediklerini söylüyorlardı.
Ancak asıl amaçlarının Sandığı bulmak olduğu bilinen bir gerçekti. Bu nedenle yıllar sonra Kudüs'te olmak onlar için bulunmaz fırsattı. Çünkü bu bölgede istedikleri gibi araştırma yapıp, Sandığı arama imkanına sahip olacaklardı. Mabed Tepesi’nde yapılan ve kaydedilmiş ilk “sanduka kazıları”nı Haçlılar döneminde Tapınak Şövalyeleri yapmışlardı.
Ahit sandığının Tapınakçılar için önemi, arkalarında bıraktıkları tarihi eserlerde açıkça görülmekteydi. 12. yüzyılda yaptırdıkları Chartres (Eğer Fransızlar yaptırdıysa Şartr şeklinde okunması gerekir) Katedrali’nin kuzey kapısına çizdikleri bir kabartmada bir arabaya yerleştirilmiş olan Ahit Sandığı’nın bilinmeyen bir yere götürülmesi resmedilmiştir ve altında da “Ahit Sandığı burada gizlidir” yazmaktadır. Ancak 19. yüzyıla kadar yaptıkları araştırmalarda Tapınak Şövalyeleri bazı bilgilere ulaşsalar da Sandığı bulamamışlardı.
"1099 yılında Haçlılar Kudüsü aldıklarında, kentte az sayıda kalan yahudilerden "Kutsalların Kutsalı" hemen orada, Dome of the Rock'da (Kubbet-üs Sahra'da) bulunduğunu öğrendiler. Ancak Haçlılar, yanlışlıkla islam yapısı olan Kubbet-üs Sahra'yı Süleyman Mabedi sandılar". Ian Wilson, The Shroud of Turin
"1118 yılında, aralarında Geoffroi de Saint-Omer ve Hugues de Payens'in de bulunduğu, dokuz haçlı şövalyesi kendilerini dine adayarak, Photius zamanından beri Roma'nın dinsel otoritesine gizli ya da açık düşmanlık eden Constantinople (Istanbul) Patrik'ine yeminle bağlandılar. Tampliyelerin herkese açıklanan görevi kutsal yerleri ziyarete gelen hristiyan hacıları korumaktı. Gizli amaçları ise, Ezekiel tarafından kehaneti yapılan modele uygun olarak Süleyman Mabedini yeniden inşa etmekti." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Dokuz şövalyenin gerçek görevi, eski Mısır ve Yahudi gizli geleneklerinin özü hakkında bilgiler bulunduran, bazıları tahminen Musa'nın zamanından kalma, yazıt ve kutsal eşyaları araştırmaktı...Bu özel görevi yerine getirdiklerine hiç kuşku yoktur. Elde ettikleri bilgiler, tarikatın gizli toplantılarında ağızdan ağıza yayılmıştır." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"1960'larda, Louis Charpentier, açık ve kesin ifadeleri ile dikkat çeken iki kitabında, Tampliyelerin Kutsal Topraklara Süleyman Mabedinin Ahit Sandığını bulup Avrupa'ya götürmek amacıyla St.. Bernard tarafından gönderildiklerini iddia etti. Bu amaca ulaştıklarına dair kanıt olarak da, Tampliyelerin simya yoluyla elde ettikleri gümüşler sayesinde Avrupa'daki gotik katedralleri inşa ettirdiklerini ileri sürdü. Ayrıca, Kolomb'tan yaklaşık üçyüz yıl önce, Tampliyelerin Amerika kıtasına giderek, oradan da gümüş getirip La Rochelle limanına boşalttıklarını iddia etti." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"...Bir çok yahudi ve islam efsanesi, Kudüs'teki Ruhlar Kuyusunun (Well of Souls) altında toprağın derinliklerine inen bir gizli geçit bulunduğunu ve Süleyman Tapınağının yıkıldığı zaman, Ahit Sandığının oraya gizlendiğini anlatır. Bir çok kişi, cinler ve şeytanlar tarafından korunan Ahit Sandığının hala orada olduğuna inanmaktadır. Hugues de Payens ve destekçisi Champgne Kontunun, Tampliye örgütünü kurmaları ve bu sayede Tapınak tepesinin kontrolunu ele geçirmelerinin asıl nedeni Ahit Sandığını ele geçirmek olabilir." Ian Wilson, The Shroud of Turin

"Eğer, gerçek amaçları bu idiyse, açıkça görülüyor ki, başarısız olmuşlardır. 12. yüzyılda, basit bir kutsal eşyanın bile inanılmaz bir değeri vardı. Kaldı ki, Ahit Sandığı gibi eşsiz bir kutsal eşyaya sahip olanlar müthiş bir güç ve prestij kazanabilirlerdi. Bu nedenle, eğer Tampliyeler Ahit Sandığını bulmuş olsalardı, büyük bir zafer ilan ederek Avrupa'ya götürürlerdi ve herkes bundan haberdar olurdu." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Kudüs'te sarayın diğer yanına Tampliyeler yeni bir bina inşa ettiler. Bu yeni binanın eni, boyu, yüksekliği, bodrumu, katları, merdivenleri ve çatısı o yörede bulunan binalardan çok farklıydı. Gerçektende, binanın çatısı o denli yüksekti ki, yüksekliğini söylesem dinleyenler bana inanmazlar." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Tamplyelerin mimari ustalıkları neredeyse doğaüstü bir gelişmişlikte olup, özellikle kavisler ve sivri çatılarla dikkat çekmektedir...Sivri çatılar ve kavisler, aynı zamanda gotik mimari düzeninin ayırt edici özelliği olup, 12. yüzyılda inşa edilen Chartres ve diğer fransız katedrallerinde belirgindir. Bu yapıları, bilimsel anlamda, o dönemin mimari bilgilerinin izin verdiğinden çok daha üstün olarak değerlendiren uzmanlar vardır." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Tapınak tepesinde yaptıkları kazılar sonucunda, Süleyman mabediyle ilgili yazıtlar, belgeler, planlar buldular mı? Bu bulgular, antik çağların büyük anıtlarını yapanların ve hatta piramitleri inşa edenlerin bildikleri, ama çoktandır yitirilmiş uyum, denge, oran ve geometri ile igili mimari gizleri kapsıyor muydu? Tampliyeler, tarikatlarına verdiği desteğin karşılığı olarak, bu gizleri St. Bernard ile paylaştılar mı?" Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Tampliyelerin dinsel önderi St. Bernard, gotik mimarinin erken döneminde, bu stilin yaygınlaşması ve gelişmesinde yapıcı bir rol oynamıştır. 1134 yılında, Chartres Katedralinin kuzey kulesinin inşası sırasında St. Bernard gücünün doruklarındadır ve bu harika yapının inşasında, ama özellikle kuzey kulesinin yapımında kullanılan kutsal geometri ilkelerini sürekli olarak eserlerinde vurgulamıştır.." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Gotik mimari...1134 yılında Chartres Katedralinin kuzey kulesinin yapım çalışmalarıyla doğmuştur. Bu tarihten hemen önceki yıllarda, katedralin inşası için hazırlıkların sürdüğü dönemde, St. Bernard, Chartres paşpiskoposu Geoffroy ile özel bir dostluk geliştirmiş, inşaatın planlarına olağandışı bir ilgi göstermiş, yapı ustaları ile hemen hergün konuşmuştur." Ian Wilson, The Shroud of Turin
"Tüm Chartres Katedrali, büyük bir dikkatle, derin dinsel gizemlerin bir anahtarı olarak, özellikle dizayn edilmiştir. Örnek olarak; mimarlar ve duvarcı ustaları, yapının birçok farklı yerinde, taşlar üzerine karanlık anlamlar taşıyan törensel sözleri kazırken "gematria" (alfabedeki harfler yerine sayıların kullanıldığı eski bir ibrani şifre sistemi) kullanmışlardır. Aynı şekilde, süslemeciler ve heykeltraşlar da, yarattıkları binlerce farklı bezeme ve figürlerde, insan doğası, geçmiş olaylar ve İncil'in anlamı hakkında karmaşık mesajları dikkatlice gizlemişlerdir. Bir diğer örnek, kuzey kapısı üzerinde yeralan bir sahnede, bir öküz arabasına yerleştirilmiş olan Ahit Sandığının bilinmeyen bir yöne doğru taşınması temsil edilmektedir. Silinmiş ve yıpranmış yazıtta "Hic Amicitur Archa Cederis" (Ahit Sandığı burada gizlidir) sözleri bulunmaktadır." Ian Wilson, The Shroud of Turin
Sandığın Yolculuğu ve Yeri Hakkındaki Görüşler
Babil İmparatorluğu Ele Geçirdi
Babil imparatorluğu tarafından yok edilene kadar sandığın yeri Hz Süleyman’ın tapınağıydı. Ancak tapınak yok edildikten sonra sandığın izi kaybedildi ve yeri birçok tartışmaya neden oldu. Babillilerin tapınağı yamalamalarının ardından ellerine geçirdikleri mallar ile ilgili listelerde, böyle bir sandıktan bahsedilmiyor olması, sandığın Babillilerin eline geçmiş olması ihtimalini düşürmektedir.
Etiyopya Ortodoks Kilisesi
Habeş (Etiyopya) Hristiyanları tarafından öne sürülen bir iddia ise; Ahid Sandığı’nın şu anda sandığın koruyucusu ünvanını taşıyan bir rahip tarafından korunduğu ve Zion’daki Aziz Mary kilisesinde bulunduğudur. Buna göre sandık Hz Süleyman’ın Sebe Melikesi Belkıs’dan olduğu öne sürülen oğlu Menelik tarafından o dönemde Kudüs’ten kaçırılmıştır. Ancak bu iddialar sandığın bulunduğu söylenen çadıra o rahipten baskasının girilmesine izin verilmediği için kanıtlanamamıştır.
Kudüs: Hz Süleyman Tapınağı
Leen Ritmeyer adlı bir arkeoloğun iddiası ise sandığın Tapınak Dağı’nda olduğudur. Hatta yaptığı kazı çalışmalarında izine rastladığını öne sürmüştür. Ancak Tapınak Dağı’nda bu kapsamda bir çalışma yapılmasına gerek Müslüman gerekse Yahudi otoriteler izin vermemektedir.
Bazı kaynaklara göre; birinci tapınak döneminde Josiah, Babil imparatorluğunun saldırısını öngörmüş ve sandığı saklamıştır. Bazı kaynaklara göre Tapınak Dağı’nda bulunan ağaç bir yapının altına bir çukur kazdı ve sandığı oraya gömdü (Yoma53b). Başka bir kaynağa göre ise Hz Süleyman tapınağın yok olacağı kendisine haber verildiği için Ölü Deniz’de bir mağara buldu ve Josiah sandığı daha sonra oraya sakladı.(Laws of the Temple 4:1)
Kudüs’te bulunan ve üstte bir resmi olan Dome of The Rock (Altın kubbeli Müslüman tapınağı) ın olduğu yerde eskiden Hz Süleyman’ın tapınağı ve daha sonra yapılan ikinci tapınak vardı. Altında labirent şeklinde koridorları olan mağaralar vardır. Babil imparatorluğu İsrailoğullarını 586 BC de yendiğinde bircok insanın bu tunelleri kullanarak kactıgı söylenmekte ve sandığında buradan kacırılmıs olabileceği düşünülmektedir.
1947 senesinde bu tunellerde Ölü Deniz parşömenleri bulunmuştur. Bu parşömenler bakırdan yapılmıştır ancak üzerindeki yazılar okunabilir durumdadır ve yapılan ikinci tapınakla ilişkildirler. Şu anda bu parşömenlerden biri Yemen’de bir müzededir ve bir hazinenin saklı oldugu 64 farklı yeri tarif eden yazılar içermektedir. Bu lokasyonlardan herhangi biri henuz kesfedilmemiştir.
Mısır

İlginc bir teori ise Ahid sandığının su anda Sfenks’in altında gömülü olduğu yönündedir. Bunun bir nedeni de sandığın tarif edilen şeklinin ve özelliklerinin Mısırlıların kullandıkları sandıkların tasarımına cok benzemesinden kaynaklanıyor olabilir. İncil, sandık hakkında oldukca detaylı tasvirler verir. Buna göre Sandık Hz Musa ve sanatçı olan Bezalel tarafından yapılmıştır. Sandık acacia ağacından yapılmış ve altın işlemeler ile bezenmiştir; üzerinde iki melek figürü vardır. Mısır’da Luxor tapınağında buna benzer sandık hiyeroglifleri vardır; melek figürleri yerine Tutankanamun’un sandığında olduğu gibi bir çakal figürü vardır. Bu, o dönemde İsrailoğullarının Mısırlıların sandıklarından esinlendiklerini düşündürmektedir.
Zimbabwe
Afrika’nın güneyinde bulunan Lemba kabilesi Yemen üzerinden güney Afrika’ya yolculuk eden kayıp bir Yahudi kafilesinden geldiklerini öne sürmektedirler. Bugün Lemba kabilesi Hristiyandır ancak bir takım Yahudi geleneklerini sürdürmektedirler. Örneğin hayvanları keserken benzer bir yöntem izler, erkek çocukları sünnet eder ve domuz eti yemezler. Aynı zamanda yapılan genetik bir arastırma da bu kabilenin Yahudi bağlantısını ortaya cıkarmıstır (Yahudi yüksek rahip kastına mensup olan Cohanim soyundan gelmektedirler)
Kendi tarihlerine göre ataları buraya gelirken yanlarında degisik güçlere sahip olan bir obje getirmişlerdir; ve bu obje Ahid Sandığı ile benzerlikler göstermektedir. Buna “ngoma lungudu” derler; kutsal güçleri olan bir davuldur. Bazı araştırmacılar Ahid Sandığı’nın bu davul olabileceğini öne sürmektedirler. Ancak bu iddialar kanıtlanamamıştır.
Antakya-Hatay
Kudüs şehri, Hz. Süleyman'ın yaptırmış olduğu mabed ve "Ahit Sandığı" ile anılan bir tarihe sahiptir. M.S. 70 yılında Kudüs'teki tapınağın tahrip edilip yakıldığı ve kutsal eşyaların Roma'ya götürüldüğü, en yaygın olan görüştür.
Ancak öne çıkan diğer bir görüş ise, M.Ö. 587 yılından itibaren kayıp olan sandığın Kudüs'te saklandığı ve Romalı veya başka kavimler tarafından tahrip edilmesin diye muhafaza edilmek üzere -Kudüs güvenli görülmeyip- daha kuzeye, yani Şam yakınlarındaki Taberiye'ye, Hatay'a, Mekke'ye götürüldüğüdür. (En doğrusunu Allah bilir.)
Peygamberimiz tarafından bildirilen hadislere göre sandık Antakya yakınlarındadır. Ve ahir zaman Mehdisi tarafından bulunup, aynı Talut’un hükümranlığının belgesi gibi O’nun hükümranlığının bir sembolü olacaktır. Bu konudaki hadisler şöyledir:
“Ona Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82)
“Mehdi, Rumlarla savaşmak için bir ordu gönderir. Onun fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)
Romalıların baskılarından kaçan Yahudi mezheplerinden Essenilerin bir kısmı Ürdün yakınlarında ve Lut gölü kıyısında Kumran’a sığınmışlardı. Bir kısmı da Antakya civarına yerleşmişlerdi. Antakya ve çevresine yerleşen Esseniler yanlarında Tabut-u Sekineyi de getirmişlerdi. Yüzyıllardır birçok yağma ve baskınlardan korudukları Sandık için güvenilir bir yer aramışlar ve Antakya’ya yerleşmeyi uygun bulmuşlardı. Esseniler birçok yönleriyle diğer topluluklardan ayrılıyorlardı. Kumran tarafına yerleşenler kendilerini Tevrat'ın çoğaltılmasına ve korunmasına adamışlardı. Antakya’ya yerleşenler ise bütün hayatlarını Sandığın korunması ve muhafazasına adamışlardı. Öyle ki bu uğurda canlarını feda edecek durumdaydılar.
Kendilerini toplumdan tamamen tecrit etmişlerdi ve kimse ile görüşmüyorlardı. Kendilerine ait çiftlikleri, yiyeceklerini yetiştirdikleri toprakları vardı.
Sandığın korunması ise en önemli görevleriydi. Belki de onların bu titizlikleri sayesinde sandık çok emin bir yerde ve bozulmaya uğramamış bir durumda bulunmaktadır. Elbette en doğrusunu Allah bilir.
Hz Muhammed’in hadislerinde, Ahit Sandığı’nın yeriyle ilgili olarak Antakya’ya dikkat çekmesi son derece anlamlıdır. Bu ilimizde birçok doğal mağara vardır ve buralar sandığın uzun yıllar saklı kalması için çok elverişli yerlerdir. Bu mağaralar arasında “Yedi Uyurlar” mağarası olarak bilinen ve Ashab-ı Kehf’in yaşadığı tahmin edilen mağara da mevcuttur. Ahit Sandığı’nın bugüne kadar bu bölgede bulunamamış olması, bölgenin coğrafi özelliklerinin zorluğundan ve teknik imkansızlıklardan kaynaklanmış olabilir.

Ancak yüzyıllardır bulunamayan sandığın, son birkaç on yıl içinde gelişen teknolojik imkânlar çerçevesinde bulunması mümkündür. Dahası sandığın zamanımızda bulunacak olmasını, birbiri ardına gerçekleşen diğer Ahir Zaman alametleri de desteklemektedir. Ayrıca böyle tarihi bir hazinenin, içinde bulunduğumuz zamanda, üstelik de Türkiye’de bulunması oldukça anlamlıdır. Manevi değeri yüksek olan bu sandığın bulunması için yapılan araştırmalar bir an önce hızlandırılmalı, bölgenin her köşesi titizlikle gözden geçirilmelidir. Bu kutsal emanetlerin bulunmasının sembolik anlamı, Mehdi’nin işareti olduğundan, sandığın bulunması, Müslümanların şevk ve heyecanını artıracaktır. Diğer yandan sandığın ortaya çıkartılacağı bölgenin Türkiye sınırları içerisinde olması, Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı ülkeye de işaret ediyor olabilir ki, konu bu yönüyle de farklı bir anlam kazanmaktadır. (Doğrusunu Allah bilir.)